Sâbık Sadrazam Mithat Paşa’nın Tâif’te Kal’abend Bulunduğu Sırada Mevlâna Hâlid-i Şehrezorî Hulefâsından Abdullah El-Mekkî’nin Halifesi Şeyh Süleyman El-Kırımî’nin Hulefâsından Kendi Şeyhi, Şeyh Süleyman Ez-Zühdî’ye Gönderdiği Mektup
Sâbık Sadrazam Mithat
Paşa’nın Tâif’te Kal’abend Bulunduğu Sırada Mevlâna Hâlid-i Şehrezorî
Hulefâsından Abdullah El-Mekkî’nin Halifesi Şeyh Süleyman El-Kırımî’nin
Hulefâsından Kendi Şeyhi, Şeyh Süleyman Ez-Zühdî’ye Gönderdiği Mektup
(The Letter of Ex-Grand
Vizier Mithat Pasha to his Shaikh Suleiman Al-Zuhdî While He Was in Confinement
in Taif Fortress)
Şeyh Süleyman Efendi
Hazretlerine,
‘Uluvvu’l-Himem Şeyhim
‘Azîzim Efendim Hazretleri,
Mukadderât-ı İlâhiyye’den
olarak bulunduğumuz hâl-ı felâket-iştimâl ki, bîcerem ve kusûr bir takım
adamların senelerce evlâd u ‘iyâl ve mâl u menâllerden ve hususuyla hurriyet-i
şahsiyyelerinden bigayri hakk mahrum edilerek uğradıkları azâb ve ızdırâbdır.
Vâkı’a, bu ahvâl insan
için tasavvur olunabilen mesâibin derece-i nihâyeti olmağla bâdi-i nazarda
mucib-i esef ve keder olmak tabi’îdir. Lâkin, Cenâb-ı Hallâk-ı âlemden başka
mevcudât vema fi’l-Arzi ve’s-Semavât kâffe-i mahlûkâtın müsta’id-i zevâl ve
izmihilâl ve belki aslı olmayan bir hayâl ve zilâl olduğunu mu’tekîd olan
nazar-ı hakikat erbâbına göre “ Cinân-ı mahall-i ikâmet ‘adem-i diyâr-ı sefer,
cihânda halk yemeklik edib konağa sürer”
mâsadakı üzere bu müsâfirhâne-i ‘âlemde insanın ömür dediği hayât-ı
müste’arın kadr u ehemmiyeti ve melâ’ib ve melâhîden ‘ibâret olan vukû’ât-ı
‘âlemin gülmeğe ve ağlamağa değer kıymeti olmadığından dünyanın varlığıyla
müftehir yokluğuyla mütekeddir olmak hakîkaten ‘abestir. Bu cümle ile beraber
işbu dâr-ı mihan ve ibtilâda bu gibi vukû’ât ve zuhûrât ‘İndellah mucib-i
mükafât ve mavsıl-ı merâtib-i terakkiyât olmasıyle Enbiyâ-yı ‘İzâm ve ve
Evliyâ-yı Kirâm Hazerâtının uğradıkları mesâib ve beliyât ve İmam-ı A’zam ve
İmam Musa El-Kâzım ve İmam-ı Rabbânî gibi ekâbir ve e’âzimden bunca zevât-ı
fihâmın hapishânelerde terk-i hayât edinceye kadar çektikleri müşkilât ve
tazyîkât bize ve rufekâmıza ta’ziyyet için kâfî ta’lîmâttır. Muhlisinizin
ahvâl-i mahsusama gelince bidâyet-i hâlimden beri sâlik ve mâlik olduğum ve
vicdânım iktizâsınca sahâyif-i ömr ve hayâtım her ne kadar lâyık ve gayr-i
lâyık bir çok esbâb ve ‘alâyik ile memlu’ ise de serlevhası Lillâhi Kun
Fi’d-Dunya Keenneke Ğarîbun hükm-i şerîfiyle müzeyyen olduğundan kâffe-i ef’âl
ve ahvâlimde bu i’tikâdım rehber ve her nerede bulunsam ve bulunduysam benimle
beraber olduğu hâlde vâsıl-ı sinn-i herem ve şeyhûhat oldum. Altmış yaşından
sonraya kalan altı günlük ömür için bence kâffe-i ‘alâyik ve halâyikdan tabî’i
inkıta’ ile hâsıl olan ‘uzlet ve vahdet tamâm istifâde için bir vakt-i fırsat
olduğundan çalışmak arzusu herşeye galebe etmiş ve nezd-i ‘âcizîde bulunabilen
kütüb ve müellefât sırasında eser-i himmet-i ‘aliyyeleri olan Mecmu’â-i
Resâil’in[1] mütala’âsı dahi bu arzuyu teşdîd eylemiştir. Fakat insanın ‘acz-i
hâli cihetiyle yalnız başına fikr ve ictihâdında musîb olamayarak her halde ve
hususuyle usûl-ı tarîkatda delîl ve rehnümâya muhtâc olduğundan bu bâbta
dest-gîri-yi himmet-i ‘aliyyelerini ricâ için bizzât takbîl-i yed-i ‘âlîleriyle
teşerrüf etmeğe bulunduğumuz hâl müsâ’id olmadığı gibi başka suretle mülakâta
dahi şu hâl içinde imkân yoğise de ifâza ve istifâza mutlaka râbıta-i
cismâniyyeye mevkûf olmayıb râbıta-i ma’neviyyeleri dahi kâfî ve müstemir ve
belki daha ziyâde müfîd ve müessir olacağına ve tarîkat-ı ’aliyyenin bizim gibi
mübtedîlere telkîn olunacak mukaddime-i âdâb ve usûlü hakkında ta’lîmât ve
vesâyâ-yı mürşidâneleri olduğu hâlde ânın dahi bir kâğıt üzerine yazılarak
ta’yîn olunan vesâit ile tahrîren veya şifâhen ifâsı mümkün bulunduğuna binâen
şu ümniyye-i ‘âcizânemi huzûr-ı ‘âlîlerine işbu ‘arîzamla takdim ve tebliğe
ibtidâr eyledim. Artık ne vechile re’y ve tensîb buyurulur ise ona göre hareket
olunmak üzere şifâhî veya tahrîrî işâret-i ‘aliyyelerine intizâr eylerim
efendim.
19 Şevvâl 1300
Ahmed Midhat
Mithat Paşa'nın Mektubu Elyazısı ile-Muhibban Mecmuâsı
Notlar:
[1] Mecmu’atu’r-Resâil ‘Ala Usûli’l-Hâlidiyyeti’l-Ziyâiyyeti’l-Müceddidiyyeti’n-Nakşbendiyye; Süleyman Ez-Zühdî’nin Nakşibendiye-Hâlidiye usul, erkân ve âdâbı üzerine kaleme aldığı 14 risâleden oluşmaktadır. Orta boy 112 sahifelik bu eser 1298 hicri tarihinde basılmıştır. Eserde, Şeyh Süleyman Ez-Zühdî’nin Endonezyalı hulefa ve müridanınnın suâllerine verdiği cevaplar da yer almaktadır.
Şeyh Süleyman Efendi'nin Nakşibendi-Hâlidî Usul Adâb Ve Erkânı Üzerine Yazdığı Arapça "Mecmuâtu'r-Resâil" Adlı Matbu Eserinin İlk Sahifesi
Mecmuâtu'r-Resâil Adlı Eserin Başlangıç Sahifeleri
Şeyh Süleyman Ez-Zühdî'nin Mecmuâtu'r-Resâil Adlı Matbu Eserinin Son Sahifeleri
Süleyman ez-Zühdî’nin
Mecmu’atu’r-Resâil nâmıyla mu’anven ikinci bir eseri daha bulunmaktadır. Hacc
ve Haremeynle alakalı çeşitli fıkhî konuları içeren bu ikinci Risâleler
mecmuâsı, Şeyh Süleyman Ez-Zühdî’nin kısmen te’lif ettiği kısmen de derlediği 9
ayrı risâleden oluşmuştur. 112 sahifeden oluşan bu ikinci Mecmuâ 1305 Hicri tarihinde İstanbul’da Kırımî
Abdullah Efendi Matbaası’nda basılmıştır.
İkinci "Mecmuâtu'r-Resâil"in Başlangıç Sahifeleri
İkinci "Mecmuâtu'r-Resâil"in Son Sahifeleri

























Yorumlar
Yorum Gönder